Bugun...



Tarih çarpıtmasında çocuk masumiyetine sığınmak: Ayla
Tarih: 29-11-2017 06:25:32 + -


Savaşın bütün şiddetini görmüş yetim bir kız çocuğu ve o çocuğun, baba şefkatini bir askerin kanatlarında bulma öyküsü.

facebook-paylas

Tarih çarpıtmasında çocuk masumiyetine sığınmak: Ayla

Savaşın bütün şiddetini görmüş yetim bir kız çocuğu ve o çocuğun, baba şefkatini bir askerin kanatlarında bulma öyküsü...

Kendi başına zaten dokunaklı olan Süleyman Astsubay ile 5 yaşındaki Koreli kızın hikayesi, Yönetmen Can Ulkay ve Müzisyen Fahir Atakoğlu’nun ellerinde oldukça dramatik bir filme dönüşmüş “Ayla”da.

Burnunu çekerek salondan çıkan gözü yaşlı izleyiciler bunun kanıtı.

Dolayısıyla sinemalarda, estirdiği hüzün bakımından ikinci bir “Babam ve Oğlum” dalgasından söz edilebilir. 

Kore Savaşı

 

Belki de her şey bir Güney Kore televizyonunda gösterilen o belgeselle başladı.

Zira “My Korean Daughter” (Benim Koreli Kızım) adıyla yayımlanan belgesel, savaştan tam 60 yıl sonra Süleyman Astsubayla manevi kızı Ayla’yı (Kim Eunja) Seul’de buluşturmuştu.

Ve fakat... Hemen her tarihsel olaydan -büyük hata ve trajedilerden bile- kahramanlık öyküleri çıkarmaya pek hevesli sinemacılarımız, Seul’deki bu içli buluşma sahnesinin üstüne atlayınca, bazı tarihsel gerçekleri hatırlatmak kaçınılmaz oldu.

 

KORE’DE BİR SARIŞIN BOMBA 

 

 

“Ayla” filminde gerçekliğe en yakın sahne kanımca Ali askerin (Ali Atay) siperde vurulduğu sahnedir.

Komünistlere karşı, milliyetçi duyguları tavan yapmış vaziyette Kore’ye giden Ali’nin en büyük hayali cephede Marilyn Monreo ile tanışmaktır.

Tam da sarışın bomba Kore’de konsere çıkacağı gün Ali siperde görevlidir. Arkadaşları onun adına Monreo’dan imzalı, öpücüklü bir kartpostal almaya çalışırken Ali siperde vurulmuştur.

Kırmızı kanı Monreo’nun siyah beyaz resmini sulamıştır. Bu etkileyici sahnenin temel açmazı ise -bütün film boyunca olduğu gibi- neden sonuç ilişkisine değinmeden izleyiciye sunulmuş olmasıdır. 

Oysa ki bir seks ikonu olarak işgal ve çatışma bölgelerine gönderilen Monroe, zavallı askerlerin ruhlarını vakumlayan bir ölüm meleğinden başka bir şey değildir.

Celladına aşık askerlerin salyalı bakışları arasında söylenen şarkılarsa ABD ve NATO çıkarları uğruna can verecek gençleri şımarık bir cesarete davet etmektedir.

Filmde, Monreo’nun şarkı söylediği sahneye gönderilen ve Ali Asker’e imza almak için çırpınıp duran 5 yaşındaki Ayla’nın masumiyetinin kullanılması ise kabul edilir değildir. 

 

DÖNEMİN ANKARA’SI

 

Kore savaşı

Basında Kore Savaşı

 

Filmde, çocuk masumiyetine sığınılan ve fakat neden-sonuç bağlamından kaçılan başka bir sahne de yetimhane sahnesidir.

Süleyman Astsubay’ın gönülsüz olarak manevi kızı Ayla’yı teslim ettiği yetimhanede çocuklar şu marşı söylemektedir:

 

Ankara, Ankara güzel Ankara,

Seni görmek ister her bahtı kara.

Senden yardım umar her düşen dara

Yetersin onlara güzel Ankara.

Bu sahne öylesine dokunaklı işlenmiştir ki; ekrandaki Süleyman Astsubay’la birlikte sinema salonundaki bütün izleyicilerin gözyaşı dökmesi hedeflenmiştir. 

 

Peki dönemin Ankara’sı ne durumdadır? 

 

İktidardaki Demokrat Parti, Kore’ye asker gönderme kararını Meclisten kaçırarak almış ve Bayar-Menrederes imzasıyla onamıştır. “Her mahallede bir milyoner” sloganıyla hafızalarda yer edinecek olan Başbakan Adnan Menderes, ABD’nin öncülük ettiği NATO’ya girmek için can atmaktadır.

Oysa ki NATO uluslararası bir savaş örgütü olarak en kirli operasyonlara imza atmakta, ülkelerde darbeler tezgahlamakta ve en vahşi savaş makinelerini kullanarak katliamlara başvurmaktadır.

Dolayısıyla marşta ifade edilen “Seni görmek ister her bahtı kara” sözünün o dönemdeki karşılığı ne yazık ki mazlum halkların NATO ile tanışması olmuştur. 

Nitekim Büyük Dünya Şairi Nâzım Hikmet o dönemde yazdığı “Kimi Öldürmeye Gidiyorsun Ahmet?” şiirinde Kore’ye gönderilen Türk askerlerine şöyle seslenecektir: 

Kimi öldürmeğe gidiyorsun?

Yedi deniz ardında kaldı Anadol hane halkıyla beraber.
...

Yoksa, Amerikan askeri Sin-Şana girdiğinde sen de beraber miydin?

Gördün mü insanların çırılçıplak soyulup benzinle yakıldığını?

 

KUNURİ MUHAREBESİNDE YİTEN CANLAR

“Ayla” filminin bir özelliği de; gösterimlerin, Kunuri muharebesinin yıl dönümüne denk gelmesi oldu.

ABD ve bağlı güçlerin direncinin kırıldığı Kunuri’de imdada yetişen Türk birliklerinin kahramanlıkları da filmle birlikte yeniden anlatılmaya başlandı. 

Peki uğruna al kanların aktığı ABD’li kurmaylar için bu bedelin karşılığı neydi?

Dönemin Savunma Bakanı John Dulles aynen şu cümleleri dile getirmişti: “Müttefik güçler en ucuz askeri Türkiye’den temin ediyorlar.

Bir Türk askerinin maliyeti 23 cente denk geliyor”! Bu sözler yurtseverleri o kadar rencide etmişti ki; Mr. Dulles’e cevaben en özlü sözü yine Nâzım Hikmet dile getirmişti: 

 

Mister Dalles,

sizden saklamak olmaz,

hayat pahalı biraz bizim memlekette.

Mesela iki yüz gram et alabilirsiniz,

koyun eti,

Ankara’da 23 sente,

yahut iki kilo kuru soğan,

yahut bir kilodan biraz fazla mercimek,

elli santim kefen bezi yahut,

yahut da bir aylığına

yirmi yaşlarında bir tane insan...

Şiirin devamı Amerikan emperyalizmine bir meydan okumaydı ve 23 centlik bu hor görmenin ABD’ye ne kadar pahalıya mal olacağını ilan ediyordu.  

Kore’de toprağa düşen, naaşları için mezar kazılan ve kimilerinde cesedi dahi bulunamayan askerlerin hıncı da nakşolacaktı Nâzım’ın dizelerine. Öyle ki “Kore’de ölen bir yedek subay”ın ağzından Menderes’e şu dizelerle haykıracaktı Nâzım:   

 ...

Beni, Üniversiteli yedek subayı, 

                   Kore’de harcadınız, Adnan Bey. 

Elleriniz itti beni ölüme, 

            vıcık vıcık terli, tombul elleriniz. 

Gözleriniz şöyle bir baktı arkamdan 

ve ben al kan içinde ölürken 

           çığlığımı duymamanız için 

                   kaçırdı sizi bacaklarınız arabanıza bindirip. 

Ama ben peşinizdeyim, Adnan Bey, 

ölüler otomobilden hızlı gider, 

kör gözlerim, 

          kopuk ellerim, 

                     kesik bacaklarımla peşinizdeyim. 

Diyetimi istiyorum, Adnan Bey, 

göze göz, 

ele el, 

bacağa bacak, 

diyetimi istiyorum, 

alacağım da. 

Bitirirken şunu söyleyelim: Tarih ne kadar çarpıtılırsa çarpıtılsın tarihsel gerçeklik hesap sormaya devam ediyor. 

Bir de not: “Ayla” filminde, bugünkü Suriye savaşına da atıf yaparak 1.5 milyon Suriyeli çocuğa sahip çıkmakla övünmek,  kaba bir propagandadan öteye geçmiyor. /Ercüment AKDENİZ Evrensel

 

 




Editör: Sevil Karakuş

Bu haber 714 defa okunmuştur.

Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÜLTÜR-SANAT Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • İzmir
    İzmir
  1. İzmir
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Kudüs Protestosu Viyana
    Kudüs Protestosu Viyana
  • Ankara Tiyatro Fabrikası ''adam adam'' oyunu - Viyana
    Ankara Tiyatro Fabrikası ''adam adam'' oyunu - Viyana
  • Viyana Konserleri- Harun Tekin (SanatMahal)
    Viyana Konserleri- Harun Tekin (SanatMahal)
  • Bir yıl önce, Virgül.at Logosunun Doğuşu
    Bir yıl önce, Virgül.at Logosunun Doğuşu
  • Kadına Şiddet
    Kadına Şiddet
  • Virgül.at Tanıtım Filmi
    Virgül.at Tanıtım Filmi
  1. Kudüs Protestosu Viyana
  2. Ankara Tiyatro Fabrikası ''adam adam'' oyunu - Viyana
  3. Viyana Konserleri- Harun Tekin (SanatMahal)
  4. Bir yıl önce, Virgül.at Logosunun Doğuşu
  5. Kadına Şiddet
  6. Virgül.at Tanıtım Filmi
VİDEO GALERİ
YUKARI