Bugun...
SON DAKİKA

İlk Kadın Avukatımızın Zorlu Hikayesi

 Tarih: 05-04-2019 19:35:54
Hülya Altan

Öncelikle 5 Nisan Avukatlar Günü kutlu olsun.

 

Bugün sizlerle ilk kadın avukatımız Süreyya Ağaoğlu'nun zorlu hikayesini paylaşacağım.

 

Süreyya Ağaoğlu Karabağ'ın asil ailelerinden Ahmet Ağaoğlu'nun kızıdır.

 

Türkiye 'ye geldikten sonra ailesi ile sıkıntılı günler geçiren Süreyya lise hayatında işgal yıllarını yaşar.

 

Nihayet bu karışık olaylar arasında lise tahsilini tamamlar.

 

1921 yıllarında hukuk tahsili yapmak ister, ancak o zamanlar hukuk fakültesi kadınlara kapalıdır.

 

Hukuk Fakültesi reisi Devlet Hukuku Profesörü Selahattin bey, Prof. Veli bey ve Katib-i Umumi Rauf beyin karşısına çıkarak hukuk tahsili yapmak istediğini söyler.

 

Selahattin bey "üç arkadaş daha bul, fakülteyi açalım" der.

 

O zamanlar hakikaten fakülte açmak gerekiyordu, çünkü kadın ve erkekler bir arada okuyamıyorlardı.

 

Diğer fakültelere yazılmış olan 3 kız arkadaşını ikna ederek hukuk fakültesine kayıt olurlar.

 

2. Sömestrde erkek arkadaşları ile birlikte okutmaya karar verilir, çünkü 4 kız öğrenci için bütün profesörlerin öğleden sonralarının alınması doğru değildir.

 

Böylelikle kız ve erkek öğrenciler birlikte ders almaya başlarlar.

 

Başarı ile hukuk fakültesini bitirip ilk kadın avukat unvanını alır.                 

 

Daha sonra hukuk işlerinde bir arkadaşı ile staja başlar.                              

 

Şimdi sizinle şu an basit görünen ancak o zamanlar kadınların yaşadığı zorluklardan bir anı paylaşmak istiyorum.

 

Hukuk işlerinde staja girdikten sonra öğle yemekleri arkadaşı Melahat ile problem olur, peynir ekmekle karın doyurmaya çalışırlar çünkü o devirde Ankara'da İstanbul Lokantası'ndan başka yemek yenilecek yer yoktur  ve sadece erkek mebuslar gitmektedir.

 

Bir gün babasından izin alarak restorana giderler.

 

Dolaylı yoldan babasına bu konuda rahatsızlıklar bildirilir ve babası çevre etkisinden rahatsız olur.

Bu olaydan birkaç gün sonra Atatürk ve Latife hanım Süreyyaların evine ziyarete gelir.

 

Bu hadiseyi anlatan Süreyya Atatürk'ün "babanın hakkı var" demesiyle üzülür.

Ertesi gün vekil Necati bey gelerek "yarın hazır ol, Paşa gelip seni yemeğe götürecekmiş" der.

Ertesi gün Atatürk mebusu ve yaveri ile gelir.

 

Atatürk "Latife hanım bugün seni öğlen yemeğine bekliyor" der ve İstanbul lokantasının önünde otomobili durdurarak yüksek sesle "ben bugün Süreyya'yı eve götürüyorum, yarın gelip bu lokantada yemek yiyecek" der.

 

Ertesi gün bunu duyan vekiller eşlerini alarak lokantaya gelirler.

 

Atatürk bu davranışı ile kadınların toplum içinde hareket serbestini nasıl korumak istediğini göstermiştir. 

 

Cumhuriyet, kadının toplumdaki yerini ilk günlerde işaret etmişti aslında.

 

Kadın; artık toplumda erkeğin arkasında değil, ‘yanında olmalıydı.’

 

Peki oldu mu?

 

Günümüz Türkiye’sinde kadın, çocuk doğuran, evinde hizmet eden, erkeğe ait olan, tecavüze uğrayan, öldürülen, düşük ücretle çalıştırılan, damgalanan, kısacası yok sayılan bir konuma geldi.

 

Biz kadınların, avukat, savcı, doktor, mimar, akademisyen gibi alanlarda daha da etkin olmamız ve her şeyden önemlisi eğitim görmemiz şart.

 

Kadının okuması, toplumun okumasıdır.

 

Nice Avukatlar gününe ve nice özgürlüklere…

  Bu yazı 1964 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  HABER ARŞİVİ
  ANKET Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
  HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI