HABER AKIŞI

Hepimiz Afrikalı Değiliz! İçimizde O Polisin Ruhu Var

 Tarih: 03-06-2020 02:30:33
Perspektif (Adem Hüyük)

Düşünür Massimo Cacciari, bir cumhuriyeti batıran da çıkaran da vatandaşlarıdır, diyor. 

Sorumluluk hissetmek, insanların birbirleriyle ilişkide olması ve bu ilişkiyi kimliğinin önemli bir parçası olarak görmesi demektir.

Sorumluluk hisseden vatandaşları olmayan bir cumhuriyet ayakta kalamaz. 

Demek ki ancak biz bu yoldan saparsak ve suç ortağı olursak, zorba bir hükümete, devlet baba gibi davranan bir hükümete ya da oligark, otoriter sözde bir cumhuriyete sahip oluruz.

Demokratik bir cumhuriyet özgürlüklere en yakın siyasi rejimdir kuşkusuz.

Ama bu cumhuriyetin özgür olmak isteyen vatandaşlara ihtiyacı vardır; ataletle, tembellikle, korkaklıkla bizi iktidarın gölgesinde bir köleliğe iten özelliklerimize karşı çıkan vatandaşlara ihtiyaç var.

Kendi içimizde her gün yeniden yürütmemiz gereken bir savaştır bu. 

Trump şiddeti kışkırtıyor ve nefret tohumları ekiyor. Bir taraftan da yalan haberlerle ve dezenformasyonla yangına körükle gidiyor.

Baskıyı, ırkçılığı haklı çıkartmak için, iktidarların elinde koz gibi kullandıkları terör söylemleriyle ilerliyor.  

Terör söylemi, içinde bulundukları durumu meşru müdafaa olarak göstermek isteyenler için bulunmaz bir fırsattır.

Trump’da bu yöntemi kullanarak ‘’Atifa’’ yani anti-faşist yapılanmasını terör örgütü ilan etmekten bahsediyor. 

Dünyanın her yerinde yaşanan zulüm, bir terör örgütüne bağlandığını biliyor muydunuz?  

Oysa, nerede bir zulüm varsa, orada bir örgütlenme, ‘’doğada karşıtların birbirini doğurma yasası gereği’’ olmak zorunda.

Bu Roma İmparatorluğu döneminde, köle başkaldırılarını örgütleyen Spartaküs döneminde de böyle olmuştu.

Roma yönetimi, her ne kadar o dönem ‘terör’ kavramı olmasa da, içerik bakımdan aynı anlamı taşıyan söylemler kullanmıştı.  

Özgürlük isteyen, ırkçılık var diyen ve buna karı örgütlenen kesimler, dünyanın neresinde olursa olsun terör örgütleri damgası yemek zorundadır (..) ki kolaca yok edilsin.  

Bu gün Afro- Amerikalılara yapılan ırkçılığı lanetleyenler, kendi ülkelerinde yaşananları meşru görebilmekteler.  

Çünkü ırkçılık insanın kendi kokusu gibidir; kendisine güzel, başkasına kötü kokar... 

Kısacası bunu muhatapları hiç kabul etmez.

Çünkü onlar teröre karşı savaştıklarını yaymış ve inandırmışlardır.  

Yapısal ırkçılıkla mücadelenin ilk adımı ırkçılığı görünür kılmaktır.

Artık yurttaşlar saldırıları filme aldığı için şiddet kullanan polisler eskisi kadar kolay kurtulamıyor.

Amerika’da olduğu gibi.  

Bütün bunların gerisinde sessiz kalan ama her fırsatta dişine göre bulduğu ülkelere demokrasi dersi veren – demokrasinin beşiği Avrupa, ABD olunca sustu.  

Dünyanın herhangi bir yerinde olaylar çıktığında ve bir devlet şiddet uyguladığında AB'li diplomatlar hep aynı standart tepkiyi gösterir: İtidal ve ölçülü olma çağrısı yapmak.

Ama ABD söz konusu olunca bunu bile yapmıyorlar.  

En başta dediğim gibi, bir sistemi yaşanılır kılanda, batıran da vatandaşlarıdır.

Biz önümüze getirilen her yanlışı sadece ‘’bizden’’ diye kabul edersek; bizim irademiz elimizden alınmış demektir.  

En büyük erdemlik, bizden olarak gördüğümüz şeylerin yanlışlarını göstererek, bize daha fazla zarar vermesinin önüne geçmektir.

  

Minnesota'da Afro-Amerikan George Floyd'un bir polis tarafından öldürülmesi ABD'de pek çok kentte ırkçılık ve polis şiddetine karşı kitlesel gösterilere yol açtı.

Siyahların sesini, anti-faşistler, anti-ırkçılar duydu.   

Ya biz?  

Viyana sokaklarında gördüğümüz, Afrikalılara ‘’zenci’’ demekten vaz geçtik mi? 

Her gördüğümüz, Türk’ü, Kürt’ü, Ermeni'yi, Yahudi'yi, Eşcinseli, Alevi’yi, Sünnî’yi, Şii’yi, Avusturyalıyı yaftalamadan hiç düşündük mü?  

Yaftalamadan bir daha düşünelim...  

İşte o zaman hepimiz Afrikalıyız... 

  Bu yazı 12591 defa okunmuştur.
Yukarı