HABER AKIŞI

Gitse Rakip - Kalsa Gizli Rakip

 Tarih: 14-04-2020 11:31:41
Perspektif (Adem Hüyük)

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Cuma gecesi 31 ilde yürürlüğe giren sokağa çıkma yasağı başlamadan önce oluşan görüntülerin sorumluluğun kendisinde olduğunu belirterek görevi bıraktığını duyurdu. 

15 Temmuz darbe girişiminin hemen arkasından İçişleri Bakanlığı görevine getirilen Süleyman Soylu’nun istifası Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmedi.  

Demokrat Parti Genel Başkanlığı yaptığı esnada, AKP ile anlaşan Soylu, AKP saflarına katılmış önce milletvekili daha sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ve en nihayetinde İçişleri Bakanı görevine gelmiştir.

Yani AKP tabanından gelmiyor.  

Soylu’yu önemli kılan en büyük faktör, 15 Temmuz darbe girişiminin hemen arkasından İçişleri Bakanlığı görevine getirilmesi olmuştur.

O dönem çok dillendirilmese de, Erdoğan kendi partisinden kimseye güvenip, kritik bir dönemde İçişleri Bakanlığını teslim etmek istememiştir.  

Zira, darbe girişiminin üzerinden çok az bir süre geçmiş ve AKP içerisinde kimin cemaatçi kimin değil, sorusuna yanıt bulmak olanaksızdı.

Bu gün bile bu sorunun yanıtı bilinmemektedir.  

İstifanın kabul edilmemesi, hükümetin sokağa çıkma yasağında göstermiş olduğu beceriksizliği örtmesi düşünülmüş olsa da, daha önemli bir gerçeğin üzerindeki perdeyi aralamış oldu.  

Artık kim ne derse desin: Süleyman Soylu, AKP içerisinde Erdoğan’dan, MHP içerisinde Bahçeliden sonra en güçlü isim olduğu, kendisini göstermiştir.  

Bu durum her iki parti içinde de, huzursuzluk yaratacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Türkiye siyasi geleneğinde, ithal siyasetçinin parti içerisindeki olası başarısı, devamlı şüphe ve güvensizlik çemberi doğurmuş ve ithal siyasetçinin etki alanına göre, partiler zarar görmeden bu işten sıyrılamamışlardır.  

2001 yılında DSP – MHP koalisyon hükümetinin Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakan Kemal Derviş, Dünya Bankası'ndaki görevinden ayrılarak gelmiş, kısa sürede - aynen Süleyman Soylu gibi, kurtarıcı olarak görülmüştü.

MHP lideriyle ters düşmesi, koalisyon partilerinin kadroları tarafından haksız bir itibar verildiği düşünülen Derviş istifa etmişti.  

Kemal Derviş, daha sonra çeşitli parti oluşumlarının içinde yer almış, 3 Kasım 2002 Seçimlerinde CHP'den İstanbul milletvekili seçilmişti.

Şayet istifa edip Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP)Başkanlığı görevini kabul etmemiş olsaydı, Deniz Baykal sürecinden sonra, CHP’nin genel başkanı olabilme ihtimali çok yüksekti.  

Artık Süleyman Soylu, AKP içerinde tutulsa bir türlü, dışarıda bırakılsa bir türlü.  

İçişleri bakanlığı süresi zarfında, Erdoğan’ı andıran çıkışlarıyla AKP ve MHP tabanında göz dolduran Soylu’nun gitmesi veya görevden alınması durumunda, her iki parti tabanından da destek göreceği bilinmekte.  

Soylu çok uyanık bir siyaset izleyerek, ilk önce Cumhurbaşkanı’ndan gelen emirle sokağa çıkma yasağını uyguladığını söyleyerek, Erdoğan’ı sorumlu gösterdi.  

Daha sonra çok ince bir politika örneği ile sorumluluğun kendisine ait olduğunu söyleyip, istifa etti.

Böylece, Cumhurbaşkanı’na gelebilecek eleştirilerin önüne kendisini atmış oldu.

Bu da, AKP tabanın kalbine giden tek yoldu.

  

Soylu yaptığı bu riskli oyunuyla, AKP içerisindeki Berat Albayrak ve “Pelikancılar” diye bilinen lobiciler karşısında büyük bir avantaj ve güç sağlamış oldu.   

Diğer taraftan, iktidarın küçük ortağı rolündeki MHP’nin de Soylu’yu desteklemesi, AKP içerisinde ümmetçiliğe karşı milliyetçiliğin yol almasını hedeflemektedir.

MHP, Erdoğan’ın ‘’her türlü milliyetçiliği, ayaklarımızın altında eziyoruz’’ sözlerini unutmamış olacak ki, MHP çizgisinde siyaset izleyen Soylu’ya açıktan destek vermektedir.  

Erdoğan istifayı kabul etmiş olsaydı, kendi verdiği emri uygulayan bakanını kurban etmiş konumuna düşecekti.

Belki istifayı kabul etmedi ama yeni bir rakip yarattı kendisine...  

  Bu yazı 16272 defa okunmuştur.
Yukarı