Bu Günlere Nasıl Geldik (1)

Eşe dosta çikolata götürmekle meşhur Almancıların hikayesi nasıl başladı? Gelinen aşamada hangi durumdalar? Mustafa Küçüktekin, Virgül.at için yazdı.
 Tarih: 12-01-2019 19:19:00   Güncelleme: 12-01-2019 19:51:08
Bu Günlere Nasıl Geldik (1)

ll. Dünya Savaşından yenik çıkan Almanya, savaşta erkek nüfusunun çoğunluğunu kaybetmiş, yüzbinlerce askeri Ruslara esir düşmüş, esir kamplarında gün geçirirken,

Almanya şehirleri yıkılmış halk beslenme ve barınma sorunlarıyla uğraşırken ülke dört müttefik ülke tarafından yönetilmeye başlanmıştı.

1949 dan itibaren müttefikler kendi aralarında sorunlar yaşamaya başlamışlar ve Almanya doğu ve batı olarak bölünmüştü.

ABD öncülünde NATO kurulmuş buna Sovyetler Varşova paktı ile karşılık vermişti.

 

Türkiye’nin 1952 de NATO ya girişiyle birlikte doğu ve batı blokları arasında soğuk savaş başladı.

ABD doğuya karşı, NATO’yu güçlendirmek için Marshall planını devreye sokmuş ve NATO’nun zayıf halkası olarak adlandırılan ülkelere yardım başlatmıştır.

Savaştan büyük bir bilgi birikimiyle çıkan Almanya yıkılan şehirlerini tekrar inşa etmeye, sanayileşmeye başladı.

Çok büyük bir iş gücüne ihtiyacı vardı.

Savaş sırasında milyonlarca İtalyan, Fransız, Almanya’ya götürülmüş, bunlar köle olarak kullanılmıştır.

Savaştan sonra bu insanlar tekrar ülkelerine dönünce büyük bir iş gücü açığı oluştu.

Söz konusu işgücü açığını karşılamak için Almanya’yla, Türkiye arasında 30 Ekim 1961 yılında ‘’Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Almanya Federal Cumhuriyeti Hükümeti

Arasında Türk Firmaları İşçilerinin İstisna Akdi Çerçevesinde İstihdamına İlişkin Anlaşma’’ imzalandı.

30 Ekim 1961’de Federal Almanya Başkenti Bonn’da her iki ülkenin Çalışma Bakanları Hans Katzer ve Cahit Talas 13 maddelik Türk – Alman İş Gücü Antlaşmasını imzalıyor.

Bu anlaşmaya dayanarak 450 kişilik ilk işçi grubu Sirkeci tren istasyonundan Almanya’nın Düsseldorf kentine hareket etti.

Türkiye’den ilk etapta 6 bin 500 işçi talep eden Almanya’ya ilerleyen yıllarda yüz binlerce Türkiyeli işçi ve aileleri göç etti.

Almanya’ya işçi olarak gitmek isteyenler sağlık kontrollerinden geçirildi.

Dişlerine kadar kontrol edildi.

Engelli, sağlıksız görülenler kabul edilmedi.

Sanki, at pazarında at kontrolü gibiydi.

Bu Marshall planı çerçevesinde bir plandı.

Amaç Türkiye’nin geri kalmış bölgelerinden insanlar Almanya’ya, en az iki yıllığına gönderilecek orada bir maddi birikim, bunun

yanında bilgi ve meslek görgülerini de artıracaklar ve sonra memleketlerine döndüklerinde bu birikimlerle bulundukları yerlerde hem ekonomik hem de toplumsal gelişme yaşanacaktı.

İlk giden Türkiyeli işçiler çoğunlukla iki yıllık anlaşmalarla gittiler.

İki yıl çalışacak, bu sürede para biriktirecek bilgi ve iş tecrübesi kazanacak sonra köyüne döndüğün de tarlasını, ekmek için traktörünü alacak, evinin ikinci katını yapacak, kendine göre bir iş yapacaktı.

İlk gidenler hep yalnız gittiler, eşlerini çocuklarını memlekette bıraktılar.

Hep geri dönme düşüncesi vardı, hiç biri kalmayı düşünmüyordu, o yüzden çoğunluğu günlük hayatta yetecek kadar Almanca öğrendi.

Zaten Ruhr havzasındaki kömür madenlerinde yer altında çalışan, fabrikalarda düdük sesiyle başlayıp, düdük sesiyle 15 dakika molaya çıkan, düdük sesiyle işini bitirip yatmaya gittiği işçi barınaklarında, bir odada 15-20 kişi kalanların Almanca öğrenmesine ihtiyaç yoktu.

Hemşericilik başlamıştı, her yörenin kendi kahvesi vardı.

Tren istasyonlarında buluşuluyor, memleket sohbetleri yapılıyor, aylar sonra gidecekleri izinlerin planlarını yapıyorlardı.

Uçak biletleri çok pahalıydı.

Bir şeyin farkına vardılar.

Almanya’da araba fiyatları çok ucuzdu.

Türkiye’de hayatı boyunca çalışıp alamayacağı arabayı, burada 3-4 maaşıyla alabiliyordu.

Hem köyüne arabayla gitmek de güzeldi.

İzin dönemi başlayınca konvoylar halinde yolculuklar başladı.

Bagajlar tam doluydu.

Çocuklar için Alaman cukulataları, ağlayan bebekler, oyuncaklar, eşler için parlak kumaşlar, mutfak malzemeleri, kaset çalarlar.

Evler bayram yerine döner, bütün mahalleye Alaman cukulatası dağıtılır.

Kahvelerde o zamana kadar kimsenin görmediği uzun ecnebi sigaralar tutulur.

Çulsuz gidenlerin geldiklerinde attıkları hava diğer gitmeyenlere bende gelmek istiyorum dedirtirdi.

İki yıllık çalışma süreleri bitmeye başlayınca, yeni bir dünyayla tanışanlar, paranın tadını alanlar, iş akitlerini uzatmaya başladılar.

Almanya çok memnundu Türkiyelilerden.

Çalışkandılar, yasalara uyuyor, sorun yaratmıyorlardı.

Almanya savaşta erkek nüfusunun çoğunluğunu kaybettiğinden kadın sayısı çok fazlaydı.

Gürbüz, sağlıklı, Türkiye erkekleri onlar için cazipti.

Olsun çat pat Almanca biliyorlardı ama öğrenirlerdi.

Etrafta 25-30 yaşındaki Türklerin 50-60 yaslarındaki Alman kadınlarla yaşamları normal görülüyordu.

 

Almanya için Türkiyeliler hem çalışkan hem de ucuz işçilerdi.

Almanya çok memnundu. İs akitleri bitenlerin sürelerini uzatmaya başladı.

Türkiyeliler her ay kazandıklarının büyük kısmını Türkiye deki ailelerine gönderiyorlardı.

Türkiye de çok memnundu.

İhracatından çok işçi dövizi geliyordu.

Türkiye’de köylerde, kasabalarda, şehirlerde oturanlar Alamancı dedikleri Türkiyelileri bekliyordu, izin döneminde.

Bakkalı, inşaatçısı, kahvecisi, oto tamircisi.

İyi para bırakıyorlardı Alamancılar.

Türkiye’de artık Alman Markı, Türk lirası kadar geçerliydi.

Türkiye bankaları, Almanya’da şubeler açmaya başladılar.

İleriki yıllarda Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı ülke Almanya olacaktı.

Türkiyeliler her şeyleriyle kültürlerini devam ettiriyorlar, özellikle Türkiye gıda ürünleri arıyorlardı.

 

Mercedesiyle gelen etrafa mark dağıtanları gören konu komşu, akrabalarda hazırlıklara başladılar.

Onlar daha rahat edeceklerdi nasıl olsa tanıdıkları vardı Almanya’da.

 

Çalışma süresi uzamaya başlayınça, Türkiye de kalan ailelerini de almaya başladılar yanlarına. Konut sıkıntısı vardı, Almanya’da.

Küçük konutlarda banyosu olmayan, ortak kullanım tuvaletler olan evler Türkiyeliler için çok cazip olmuştu.

 

Tren istasyonlarında buluşuluyor, yeni gelen hemşeriler ziyaret ediliyor, gelirken getirdikleri zeytinlere altınmış gibi bakılıyordu.

Biri diğerine yumurtanın Almancasını bilmediğinden anlatmak için gıdakladığını anlatıyor gülünüyor eğleniliyordu.

Almanya’da hiç bir politikacı bu Türkiyeliler neden Almanca öğrenmiyor diye konuşmuyor, daha duvarlara Auslander Raus (yabancılar dışarı) yazıları yazılmıyordu.

Türkiye’de bizim için kullanılan Alamancı deyimi birazda küçümsemedir.

 

Öte yandan, Gerçekte de Almanya değil Alamanya’dır.

Bir Germen kavmi olan Alamanlardan gelir) Mustafa Küçüktekin / Virgül.at

 

Devam Edecek…

 

 

 

  Bu haber 1845 defa okunmuştur.   Kaynak: Haber Merkezi
  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  DİĞER Analiz - Yorum Haberleri
YUKARI