Esra Can
  07-07-2019 22:30:00

Yarına Umutla Bakabilmek…

Yazıma başlarken bir giriş cümlesi yapmam gerekiyor bunun farkındayım….

Ama nasıl…?

 

Kafamın icra yerlerinde seçimi bitirmiş olmanın keyfi, alanda ise karışık duygular kol kola girmiş gezinmekte.

Duygularımı ayrıştırabilmek maksadıyla öznel bohçamdan en özel cümlelerimi çıkarıp yazmaya başlıyorum.

Ağzımda oluşan tat, Anadolu Rönesans manifestosu.

Evet kendi gibi ağır oturaklı bir tat.

Hani bazen olur ya size bir bardak su verildiğini sanıp uzanırsınız ona ama beklediğinizden ağır bir sıvı olur dokunduğunuz ..

su değil de cıva olur mesela.

Böyle bir his iste şu an beni saran.

Zaferin değerini kazananlar bilmez, onu mağluplara sorun derler..

Bitirmek için başladığım yolda yine bu yolun tarih kokan 1900’lü kelimelerinin anlam ağırlıkları altında mağlup olacakken, ben de zaferin değerini anlıyorum.

Yürümem gereken bu demokrasi yolunda bana verilmek istenen mesajı anlamamanın talihsizliği mi ağır basmalı yoksa o yolun yapılış gayesinin maviliği mi ağır basmalı sorusu altında bir anlık tereddüt yaşayan ruhumda, tercih ikinciden yani demokrasinin işçisi olmaktan yana.

Güzelim ülkemin yarınki Türkiye’sinde yaşayan ve  ruh cephesinin maden işçileri olan bizlerin ilk amacı insan olabilmektir.

Sonsuzluğa sunduğumuz eserlerin sesini yine o tarafa kulak kabartarak sonsuzluktan dinlemek için eserler vermek gayesi insanlığımızı süslemeli.

Bize lütfedilmiş gibi mutluluğu sunan değil de, o mutluluğu edinme şuuru oluşturacak kapıları zorlamalıyız.

Elimde tarih kitaplarım ben ve yatağım…

İlerledikçe fark ediyorum.

 

Cumhuriyetin derin kuyularına gönlümün çarşafını bükerek inmeye çalışmaktayım.

İndiğim yerde toprağa dayalı, bin yıllık tarihe yaslanmış bir millet beni beklemekte…

İndiğim yer Anadolu.

Orada yarınki Türkiye’nin kurucuları tasvir edilmekte.

Yaşama aşkını bırakıp yaşatma aşkına gönül verecek, sabırlı ve azimli bir o kadar da gösterişsiz ruh cephesinin işçilerinin özlemi var.

Menfaat kölesi olmaktan uzak amelelerin özlemi.

Yazdıkça dilim ağırlaşmakta düşündükçe de düşüncelerim…

Bunu hissediyorum.

 

İnsan ne ile vaktini geçirirse onunla özdeşleşir durumuna örnek teşkil eder pozisyondayım.

Ve ben okuduğum tarih kitabının ortalarındayım.

Başım bir taş ocağından alınmış iri bir parça gibi gövdemin üstüne yüklenmiş.

Ben mağlup olmama duygusuyla o iri parçayı işlemeye çalışıyorum.

Kalbimin kulaklarında bir uğuldama ‘zaferin tadını mağluplar bilir ‘

Kendimle konuşuyorum..

’Geçmiş sana şunu diyor iyi dinle onu.

Anlamaya çalışmalısın ESRA diyorum.

Zaferin tadını yolun sonunda alacaksın.

Ülkemin aydın çocukları, aydın birer gençleri ve aydın birer yetişkinleri olduğunda sen o zaman gör çiçeklerle donatılmış bahçelerimizi.

Gözlerin gezinirken bahçede, dikkat limitin üst sınırda olmalı; kocaman taşlaşmış kafan ise çok iyi bir sünger haline gelmeli.

Gelmeli ki bir daha her şeyi ben bilirim mükemmel bilirim diyen biri tarafından umut çiçeklerin soldurulmasın.

TEK ADAM.. TEK FİKİR.. TEK RENK…

 

Son 20 günde umuda açılan kapıdan girip İlerledikçe bahar kokulu düşüncelerimin yan yana geliş amacını daha iyi anlamaya başlıyorum.

Bana kucak açan ve açtığı kucakla da beni bir anne şefkatiyle işlemeye çalışan cümleler başımı döndürmeye başlıyor HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK..

AMA HER ŞEY!

 

İster istemez günümüz kazanç amaçlı siyasetçilerle kıyaslamaya geçiyorum.

Nerden nereye gidişat.

Ama güzel gidişat.

Yarın ki Türkiye-min gençleri, hayatta sürekli süslü bahçelerde gezinmek olmaz, böylesine ciddi ve kilit taşı siyasetçileri okumaya ihtiyacımız var.

Bu tür insanlar her gün ekran karşısına çıksa da ötekileştirilmekten ve öteki kılınmaktan kurtulsak. Keş keler kaplıyor ülkemin her yanını.

Birini tutup koparıyorum aynı benim keş kemden diyorum.

Keşke daha önceleri gelseydin.

Yokluğun adı ‘16 yıl’..

 

Anadolu’nun tüm miraslarını, miras yedi gibi tüketip geriye bir şey bırakmayan bu insan yığınlarının suratına kendi keş keleri, hukukun terazisinde tartılıp yüzlerine birer tokat misali atılsa çok yerinde bir davranış olmaz mıydı?

Yarın ki Türkiye’nin kurucuları, yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül verecek, sabırlı ve azimli lakin gösterişsiz çalışan, ruh cephesinin maden işçileri olacaktır.

 

Yol bitti, seçim bitti ve ben girdiğim kuyudan eli boş dönmedim.

Kazanımların bol olduğu bu süreçte öğrendim ki vakti zamanında, ruhunu kişiliğini güce peşkeş çeken cahil peçeteler bu siyasetçinin mitinglerinden iki satır okusaydılar bugün bambaşka bir memlekette yaşıyor olabilirdik.

Ben yine de şuan ‘ hiçbir şey için geç değildir’ cümlesiyle her şeyin mümkün olabileceğini kavramanın hatta kavrama fiilini gerçekleştirebilmenin inancıyla yarınlara bakıyorum.

Hadi bana eşlik edin ne dersiniz?

Her şeye uzanan güzel bir yol bizi bekliyor.

  Bu yazı 277 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI