Hüseyin Bozdağ
  Güncelleme: 09-07-2019 20:53:00   09-07-2019 20:51:00

İşçinin Aydınlaşması Ve Aydının İşçileşmesi

Günümüz eğitim sistemi kol gücü ve zihin gücünü birbirinden ayırdı.

Eğitimdeki ve bilimdeki bu aşırı profesyonelleşme, bölümleri kuramsal çalışmalarda uzmanlaşmaya itti.

Bir yandan da toplumsal nedenler, işçi ailelerinin çocuklarını yine işçileştirdi ve üniversite şansından da kısmen uzaklaştırdı.

Bu kültürel ve ekonomik nedenlere bağlı gelişme; toplumu aydın ve işçi olarak ikiye ayırdı.

Böylece iki gurubun gerçekliğe yaklaşımı da değişti.

Örneğin bir işçi için önemli olan kol gücü ve pratikken, aydın için, okumak, kuram üretmek ve toplumu bilgi ile aydınlatmak görevlerine kilitlendi.

Fakat bu ayrım ne kadar doğru.

 

Diyalektik bağlamda birbirini bütünleyen teori-pratik sosyal hayatta da birbirinden ayrılmamalı.

Çünkü niceliksel gelişme ve niteliksel gelişme birbirini tetikler ve ortaya ilerleme-gelişme çıkar.

Niceliksel gelişim eğer niteliksek bir gelişime evrilmezse çöküş olur.

Mesela bir toplum, tarım da bir kuram geliştirdi ve bunun sayesinde bir alet geliştirdi.

Bu alet tarımsal verimi ve buna bağlı olarak da nüfusu artırdı.

Yani nitelik olarak gelişmiş bir toplumun icadı, niceliksel-sayısal bir gelişime neden oldu.

Fakat eğer toplum bu aşamada yeni araştırmalar yapmaz ve ulaştığı gelişmede takılıp kalırsa bu sefer niceliksel bu gelişme onun yıkımına neden olacaktır.

Yani nicelik bu sefer niteliğe dönüşmek isteyecektir.

Eğer bu dönüşüm gerçekleşmezse toplumda yıkım da kaçınılmaz olacaktır.

 

Bu olgu, kişinin kendi gelişimi için de geçerlidir.

Mesela çok okuyan ama hayatın pratiğinden uzak kişi, gerçeklikten kopar.

Salt düşüncelerinin dünyayı değiştireceğine inanır.

Aynı ‘Kapıcılar Kralı’ filmindeki, gazeteci metaforuyla anlatılmak istendiği gibi.

Burada toplumsal olaylarla ilgili sürekli yazan bir aydın gazeteci, hükümeti yazıları ile devirdiğine inanmaktadır.

Filmin senaristi Zeki Ökten’in bu akıllı iğnelemesi, aydına yöneltilen bir eleştiri olarak düşünülebilir.

 

Aydın ile işçi bu yüzden birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.

Onlar her şeyden önce birbirini tamamlar.

İşçi aydından öğrenirken, aydında işçide amacını bulur.

Bu rehberlik sayesinde aydın, burjuva sınıfı ile arasına mesafe koyar.

Düşünsel ve pratik savrulmalar ve yozlaşmalar yaşamaz.

Burjuva ideolojilerinin yıkıcı-parçalayıcı etkilerinden uzaklaşır.

 

Tarihte de bu iki kesimin birbirini tamamladığı hatta tek bir vücut ta birleştiği örneklere rastlanır. Aslında yazıda da bunu anlatmaya çalıştım.

Birbirinden ayrı gibi görünen, aslında birbirini tamamlayan tek bir bütünün parçasıdır.

 

İşçinin aydınlanmasına 19 yüzyıl Almanya’sından bir örnek vermek istiyorum.

Joseph Dietzgen, babası gibi deri işçisidir.

Zaman içerisinde kendini yetiştirmiş, aydın bir işçi olan Joseph hakkında Marks, şunları söylemiştir; bizden bağımsız olarak bizim düşünce sistemimize yakın sonuçlara ulaştı.

Bu çok önemli keşfin başka bir kişiden de çıkmasının başka da bir önemi var bence.

Zira bilimsel sosyalizm, Marks’ın beyninden birden ve nedensiz oluşmamıştır.

Aksine dönemin toplumsal-bilimsel düzeyinin dışa vurumudur.

Joseph, bu gerçeğin de bir kanıtıdır.

Yine Marks, her ne kadar aydın bir kökene sahipsede, hayatı pratik faaliyetler içinde geçmiştir.

Uluslararası bir işçi örgütü yaratmak için çok çalışmıştır.

Zira o, işçi sınıfını felsefe ile de silahlandırmak için bir ömrünü vermiştir.

Mücadele dolu bu zorlu yıllarda Marks, düşünsel çabasına da devam ederek teorik ve pratik mücadeleyi bir arada ele almıştır.

Böylece aydının, işçilerin davasında bizzat işçileşmesine de güzel bir örnek olmuştur kendisi.

 

Aydının hem teorik hem de pratik anlamda işçi sınıfı ile bütünleşmesi gerekmektedir.

Toplumu iki temel sınıfın savaşı olarak algılamak toplumsal çeşitliliği örtmez, tam tersine bu çeşitliliğin daha iyi anlaşılmasını sağlar.

Bu yüzden aydın sınıf kimliğine sıkı sıkı sarılmalı ve toplumu işçi sınıfının siyasal fikri ile anlaması gerekmektedir.

Güncel sayılabilecek bir örnekle konuyu anlaşılabilir hale getirmeye çalışayım.

 

Sınıf savaşından koparılarak anlaşılmaya çalışılan bir gerçek: Sivas Katliamı

 

Yakın zamanda Sivas katliamı anıldı ve toplumsal hafızamızı-acımızı tazeledi.

Bu yüzden vereceğim örnek bu olayın üzerine olacak.

Katliamı ele alırken, Türkiye’nin 90’lardaki kapsamlı ekonomik-sosyal tahlili ve sınıf çelişkileri-çatışmaları değerlendirilmedi.

Halbuki Türkiye burjuvazisi, o dönem ekonomik bir darboğaza girmişti.

Bununla birlikte bir dizi siyasal sorun ile de karşı karşıyaydı.

Körfez savaşı ve Kürt hareketinin seyri de Türkiye sermayesini köşeye sıkıştıran başka gerçekliklerdi.

Büyük madenci yürüyüşü ve bahar eylemlilikleri, işçi sınıfı içinde hatırı sayılır bir güç biriktirmişti.

İşte tam da böyle bir dönemde Türkiye sermayesi, toplumu ayrıştırma ihtiyacı içine girdi.

Böylece toplum asıl sorunlarından da uzaklaştırılacak ve sermaye içine düştüğü yönetememe krizini de aşacaktı.

Özelleştirmelerin önünü açacak, yükselen enflasyona karşı kemer sıkma politikalarını uygulayabilecekti.

Sivas katliamını yaratan asıl nedenler de bunlardı.

Geriye sadece, senelerce beslenip büyütülen gericileri harekete geçirmek kalmıştı.

 

Katliamın arkasındaki sınıf kimliğini göremeyen günümüz aydını ve bazı inanç grupları devletle çoktan barıştı.

Zira o dönemki devlet çoktan değişmişti.

Böylece kendilerini siyasal alanın dışına çıkartarak inançlarını da özgürce yaşayabileceklerdi.

Uğradıkları koca bir siyasal-sınıfsal katliamdı fakat onlar olayın içindeki bu siyasal-sınıfsal gerçekten unutuyorlardı.

Hem de bir tercih olarak.

Böylece bazı grupların içinde yalnızlaşma ve yozlaşma da başlamış oldu.

Kendilerini kurulu düzenin resmi inancı içinde tanımlamaya başladı.

Aydının yahut toplumu oluşturan diğer tüm renklerin, sınıf bakışını koruması işte tam da bu yüzden önemlidir.

Bu kesimlerin fabrikaya girip işçileşmelerini muhakkak kimse beklemiyor.

Fakat sınıf savaşlarının yaşandığı bu yüzyılda, gönüllerini ve rotalarını işçi sınıfının dünya görüşünden ayırmamalıdır.

Yoksa savrulmalar kaçınılmaz bir hal alıyor.

  Bu yazı 227 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI