Hüseyin Bozdağ
  08-08-2019 18:45:00

Özverili Olmak

Kelime anlamı: “Bir amaç uğruna veya gerçekleştirilmesi istenen herhangi bir şey için kendi çıkarlarından vazgeçme, fedakârlık”(tdk).

Konuyu yazarken, bir çok haber okudum. Bunlardan bir kaçı; Amerika’daki saldırı, Türkiye’de kaz dağlarının altın uğruna talan edilmesiyle ilgiliydi. İkisinin de özveri konusuyla ilişkili olduğunu, biraz düşündüğümde anladım.

Birisi, Amerika’da göçmenleri hedef almış, diğeri de doğayı hedef almıştı. Amerika’daki saldırı ve bunun özveri ile ilişkisinden başlayım.

Göçmenliğin savaşlarla doğrudan ilişkisi olduğunu tahmin edebiliriz. Savaşlara neden olanlar, bu işten ciddi karlar elde ediyor.

Hala dünyadaki kirli kazanç kapılarından belki de en önemlisi silah ticareti. Birileri kazanırken, başka birileri de o savaşın ceremesini çekmiyor mu?. Savaşların yarattığı yoksulluk ve bunun da sonucu, refah ülkelerine kaçış savaşlarla artıyor. Ölümler ve göçler şu an her gün haber olarak karşımızda. Göçler, milyonlarca mülteci yaratıyor.

Siz hiç mülteci oldunuz mu? Kendi ülkenizde yahut yaban ellerde, bu duruma düştünüz mü?

Mülteci olmak, ne büyük bir yıkımdır aslında.

Tüm geçmişini, anılarını, çocukluğunu bırakarak; ikinci ve hatta 3’üncü-5’inci sınıf görüldüğün yerlere gitmek.

Devletin sana yaklaşımı bir yana geldiğin yerlerdeki insanlardan da gördüğün ayrımcılık, çifte eziyet değil mi?

Amerika’daki saldırgan, göçmenlerin ülkelerine, Amerikan ekonomisini ele geçirmek için geldiğini söylemiş.

Aslında yoksulluk falan değilmiş sebebi. İyi de, senin ülken, kaç tane az gelişmiş ülkenin ekonomisini kendine bağımlı hale getirdi veya ele geçirdi.

Yöneticileri ve askerleriyle kurduğu kirli ilişkiler yüzünden, kaç insanın hayatı parçalandı?

Düzenlediği darbelerle, kaç insanın hayatı mahvoldu?

Kelimeler ne kadar yetersiz kalıyor değil mi?

Klasik sömürgecilik yöntemi ve ekonomik sömürgeciliğin envaı çeşidini yaşamıyor mu bu insanlar.

Bu sömürgecilik, dünyadaki göçlerin en büyük nedeni de değil mi?

Kara Afrika’nın tüm değerli madenlerini sömüren batılı beyaz adam, Afrikalı insanlara, kara bir kaderden başka ne veriyor mesela ?

İşte size bir özveri daha. Her gün, her yerde gördüğümüz Afrika kökenli insanlar, özverili davranmıyorlar mı sizce?

Öyleyse neden göç eden veya göç etmek zorunda kalanlar hedef alınıyor.

Geçmiş senelerde Avusturya’daki bir bankanın, Yugoslavya savaşına verdiği destek ortaya çıkmıştı.

Şimdi oradan gelen ve hala gelmekte olan insanlar, Avusturya’da göçmen oluyorlar. Irkçı-ayrımcı ve ulusalcı fikirlerden etkilenen gençlerin de elbette hedefi oluyorlar.

İstihbarat teşkilatlarının, aşırı sağcı-ayrımcı örgütlerle kurduğu bağlar ise özellikle Almanya’da fazlasıyla teşhir olmamış mıydı?

Sonuç çok açık; ekonomik ve klasik sömürgeciliğin kurbanları fazlasıyla özverili davranıyor.

Bu savaşın parçası olan ve biraz daha fazla para kazanmak isteyen askerleride, özverili kişiler arasına katabiliriz.

Doğuya uzman çavuş olarak gitmek isteyen gençlerden çok duydum: ‘Hayatta kalırsam, param olur ve ben kurtulurum, ölürsem, ailem tazminat alır, onlar kurtulur’ diyerek paralı askerliğe yazıldıklarını. İyi bir iş ve insanca yaşamak için, özverili davranıp, ölmeye ve öldürmeye gitmek ne acı değil mi?

İnanın çoğu ülke kurtarma bilinci ile değil, tamamen maddi nedenlerle gidiyor.

Sonra da o haksız savaşta canavarlaşıyorlar.

Ölüyorlar, öldürüyorlar.

Yolsuzlukla ceplerini dolduranlar, onların haklarını da yediklerinden, onlar iyi bir gelecek hayali için savaşmak zorunda kalıyorlar.

Doğanın talanı ile, garibim, bizim dışımızdaki diğer canlılar da özverili olmak zorunda bırakıldılar.

Kaçan ceylanlar, şehre inen domuzlar, aç kalan kutup ayıları.

Kuşları saymamak olmaz, kuruyan ve kirlenen göller, onların evleri. Bu gün kaz dağlarında yapılan talan, şirketlere verilen bu kadar imtiyaz, bana Osmanlı devletinin son dönemlerini anımsatıyor.

O zaman da yabancı şirketlere öyle karlı imtiyazlar verildi ki, yurt dışındaki tarihi eserlerimizin çoğu, o dönem kaçırıldı.

Yani lafın kısası, kesilen ağaçlar ve yok edilen canlılık, çok özverili davranmadı mı? Betonlaşan kentler hep

bizim özverili çabalarımızla oluşmadı mı? Karadeniz’in o güzelim ırmakları, Hes’lerle bir bir kurutulurken şunu söylemiyor muyduk: Elektrik ihtiyacımız var, özverili olmalıyız.

Halbuki Türkiye elektriğinin küçük bir kısmını üretmek için, değer miydi ? Elbette değmezdi. Başka yöntemler yok muydu? Kaç tane bilim insanı ve mühendisle bu kararları aldınız?

Evet özverili olacağız ama, kim ihtiyaç duyuyor bu kadar özveriye? Kim bu doymaz inşaat şirketleri?

Bizler, belki hala izleyicisiyiz çoğu olayın. Bu da bir özveridir aslında. Tüm olan kötülükleri izlemek ve onlara tahammül etmek de özveri örneğidir aslında.

İşyerlerinde yaşadığımız hak gaspları gibi bir özveridir yani. Hani şirketleri kurtarmak için yaptığımız özverili çalışmalar varya, onlar gibi yani.

Biz hayatımızı ve zamanımızın en değerli kısımlarını bu dünyada çalışmak için harcıyoruz. Kendimize ve ailemize ayırmamız gereken o güzelim vakitleri.

Bu özverili çalışmanın sonunda ne oluyor peki? Daha da zenginleşen patronlar ve büyüyen çıkarları.

Onların sefil çıkarları için değil mi bu kadar insanın yoksulluğu, değil mi bu kadar savaş?

Değil mi bu kadar özveri?

Sürekli özveride bulunanlar olarak, doğru bir orantıyla sürekli de yaşamlarımız çekilmez hale geliyor. Aslında bu formüle etmekte bir terslik olmalı. Halbuki, üretim sistemini tüm toplumun ihtiyaçlarına göre kurarsak, ha bire birileri için özverili olmak zorunda kalmayacağız sanki.

O zaman sadece toplumun gerçek ihtiyaçları için özverili olmamız gerekecek. Yani, üretim araçlarını, birkaç tekelden kurtarmazsak, her türlü özverimiz sonuçsuz kalacak. çünkü bizden istedikleri özveri, kendi zenginliklerini büyütmek için değil mi?

Yazının sonunda size, gerçek özverinin ortaya çıktığı, bir tarihi kesitten bahsetmek istiyorum.

1935’de Sovyetler Birliğinde inşaatı tamamlanan metronun hikayesi bu.

İnsanların gece gündüz, hatta hafta sonları gönüllü çalıştığı o devasa güzellik.

Her bir taşında işçilerin ve sanatçıların alın teri vardı.

Ve o alın terine saygı. Saygıdan da öte, metronun sahipleriydi o emekçiler.

Bundan dı özverileri.

Şair Bertolt Brecht’in, Moskova metrosunun yapımını anlattığı şiirinden bir kesit ile umutlu ve özverili kalın demek istiyorum sizlere.

 

Moskovalı İşçilerin 27 Nisan 1935'te Büyük Metroya Sahip Oluşları

...ve dünyada başka hiçbir demiryolu yapımında bu kadar çok işçi çalışmamıştı.

Ve dünyada başka hiçbir demiryolunun bu kadar çok sahibi olmamıştı Çünkü bu yapı harikası, bunca kentte bunca zamandır kendinden önceki hiçbir yapının görmediği şeyi gördü: Yapının işçileriydi yapının sahipleri.

Emeğin tüm meyvelerinin emek dökenlere düştüğü nerede görülmüştü?

Bir yapıdan, onu yapanların kovulmadıkları nerede görülmüştü?

Bertolt BRECHT Çeviri : A. KADİR - Gülen AKTAŞ

  Bu yazı 222 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI