escort ankara

mobil porno
Hüseyin Bozdağ
  Güncelleme: 24-08-2019 19:10:00   24-08-2019 19:04:00

Sümer Edebiyatında Ormanın İlk Katledilişi

...en uzun adam göğe ulaşamaz en geniş adam, yer yüzünü kaplayamaz...

(Gılgamiş Destanından Bir Parça)

Başlangıçlar, hepimizin merak ettiği bir konu.

Hatta başlangıç konusu, insanlığın evrensel bir sorusu. Biz insanların, edebiyat, tarih, kültür, inanç, yasa, hukuk, sosyal yaşam gibi konularda da ilklerimiz-başlangıçlarımız var. Belki pek çoğumuz merak ediyordur; ilk aşk şiiri nasıldı diye.

İlk efsanelerde neler vardı yahut ilk sosyal reformları kimler yaptı diye.  
    
Yazının icadı ile yukarıda saydığım şeyler ve daha fazlası hakkında pek çok bilgiye ulaşıldı.

Sümerler bundan yaklaşık beş bin yıl önce yazıyı icat etmişlerdi. Yapılan arkeolojik kazılar, bu topluma ait çok sayıda kil tableti gün yüzüne çıkardı.

Bu tabletler üzerindeki çivi yazısının da çözümlenmesiyle tarihteki pek çok ilki öğrendik.

Bulunan tabletlerde, ekonomik ve idari temalı yazılar ağırlıkta olsa da edebi eserlere de rastlandı.

İbraniler Tevrat’ı, Yunanlılar İlya’da ve Odise’yi yazmadan bin yıldan fazla zaman önce; Sümerlerde, destanlar ilahiler, mitolojiler, ağıtlar, atasözleri ve masallardan oluşan pek çok edebi eser vardı.
  
Bunlardan belki de en bilindik olanı Gilgamiş destanıdır.

Ölümsüzlüğü arayan bir kral olan Gılgamiş, çıktığı arayışta bizi de büyük bir serüvene götürüyor.

Ölümsüzlüğün aranması, belki bu gün bile bizim ilgimizi çeken bir konu. Bu yüzden bu destan, hala dünyanın en çok okunan edebi eserleri arasındadır.

Bunun gibi pek çok ilgi çekici konu var destanın içinde. Örneğin Nuh tufanı. Bu tufan, önce Tevrat sonra da Kuran’da geçmektedir.

Fakat bunlardan da önce, ilk olarak Gılgamiş destanında geçmektedir. yine ormanın katledilmeye başlanmasını anlatan hikayemiz de bu destanın içerisinde bir bölüm.

Şimdi destandaki ilgili bölüme geçebiliriz.

Şiir şeklinde yazılmış bu destan; ölümlü bir kralın, ölmeden önce adını ölümsüzleştirme çabasıdır aslında.

Bu yüzden uzaklardaki “yaşam ülkesi” ne gitmeyi düşünüyor. Buradaki sedir ağaçlarının koruyucusu Huvava’yı öldürüp ünlenmek istiyor.

Bu fikri de sadık uşağı Enkidu’ya açıyor. O da ilk önce güneş tanrısı Utu’ya haber vermesi gerektiğini salık veriyor. Çünkü sedir ağacı ülkesinin kontrolü, güneş tanrısında.


   “Uşağı Enkudi’ya dedi ki:Ey Enkidu, tuğlaya ve damgaya yazılmış kader henüz sona ermeden
     ülkeye gireceğim, ismimi dikeceğim,
     İsimlerin yükseldiği yerlere, kendi ismimi dikmek istiyorum,
     İsimlerin yükselmediği yerlere, tanrıların ismini dikeceğim” 

Bir kurban ile güneş tanrısının karşısına çıkan kralımız, tanrıyı ikna ediyor.

Böylece yapacağı yolculukta, tanrının da yardımını almış oluyor.

Bir ihtimal, tanrı onu fırtınalardan ve fena cinlerden korumak şeklinde yardımlarını yapacak.

Gilgamiş, kendi şehri olan Uruk’tan 50 gönüllü topluyor. Bu gönüllüleri de evi ve annesi olmayan insanlardan seçiyor.

Bu yolculukta ihtiyacı olan, bronz ve tahta silahları da yaptırdıktan sonra yolculuğa çıkıyorlar.
Ormana geldiklerinde, canavar Huvava, onları sedir evinden izliyor.

Gılgamiş’i ve adamlarını da kaçırmak için etkisiz bir çaba ile harekete geçiyor.

Bu kısımda tablette ufak bir kırık olduğundan ne yaptığı anlaşılmıyor.

Kırık kısmı atlayınca, Gılgamiş’in ilk agacı kökünden söktüğünü ve yedi ağaç kestiğini sonra da ejderha Huvava’nın evine girdiğini görüyoruz.

İlginç bir şekilde ejderha, Gilgamiş’in ilk hücumunda korkuyor.

Sonra da güneş tanrısı Utu’ya, kralın onu öldürmemesi için dua etmeye başlıyor.

Başta Gilgamiş, ejderhayı bırakmasını söylüyor uşağına.

Fakat uşak Enkidu, bu davranışın sonuçlarını anlatarak kralı ikna ediyor.

Sonra da ejderhayı öldürerek tanrıların huzuruna çıkarıyorlar. Destanın sonu, eldeki tabletlerin bitmesinden dolayı bilinmiyor.

Fakat biz destanın bu hikayesinin neredeyse sonuçlandığını görüyoruz.

Destanda, ilk önceleri ormanın korkulan bir yer olduğunu anlıyoruz.

Belki de halk hayal gücüyle böyle bir ejderha hikayesi yaratmıştı.

Ne olursa olsun, belki de bu destandan sonra ormanlar korkulan yerler olmaktan çıktı.

Bu da onların artık kesilmeye başlanmasına ve gündelik ihtiyaçlar için kullanılmasına neden oldu.  

Günümüzde ise en korunmasız yer ormanlarımız.

Tarla açmak, konut ve otel yapmak için ilk yağmalanan yerler burası.

Artarda çıkan şaibeli yangınlar ve bunlara yarım yamalak müdahale eden yetersiz ekip. Amazonlarda başlayan yangına ise günlerdir müdahale bile edilmiyor.

Gerekçe ise; Brezilya hükümetinin buna kaynağının olmaması.

Ne için kaynağınız var peki?

Askeri harcamalar için sürekli bir kaynağı var tüm ülkelerin.

Modern savaş uçakları için trilyon dolarlar ödeniyor. Türkiye’deki yangınlara ise müdahele edecek uçak bulamıyorlar.

Çünkü yanan orman alanları, onlar için imar demek.

Çünkü en savunmasız yerler oralar.

Eski ejderha Huvava da yok artık.

İşte tam da burada, ormanın eski koruyucusunun görevi bizlere düşüyor.

Sevgiler.

 Tarih Sümerde Başlar, S.N. Kramer, çeviri: Muazzez İlmiye Çığ, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara-1998

  Bu yazı 447 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABER ARŞİVİ
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI